Kenevir


Kenevir (Cannabis sativa L.), insanoğlunun çok eskiden kültüre aldığı 2n=20 kromozomlu, tek yıllık, C3 grubundan, uzun ve kuvvetli lifleri ve tohumu için yetiştirilen bir bitkidir. Ancak, yüksek işgücü sebebiyle pamuk ve sentetik lifler karşısında rekabet gücünü kaybederek bir çok ülkede ekim alanı azalmıştır (de Meijer, 1995). Ayrıca, doğal yapısında bulunan THC varlığından dolayı da kontrollü ekilmesi gereken bitkidir. Kontrol ve takipten sakınan üreticiler kenevir tarımını tercih etmeyip alternatif ürünlere yönelmişlerdir. Büyük alanlarda kenevir üreticileri; Çin, Avrupa Birliği (Özellikle Fransa) ve Kanada’dır.

Anadolu topraklarında MÖ 1500 yılından beri kenevir tarımının yapıldığı bilinmektedir (Gedik ve ark., 2010). Ülkemizde kenevir tarımı ve lif sektörü çok eskilere dayanmakla birlikte son yıllarda tarımı iyice azalmış ve yok olma noktasına gelmiştir. Kastamonu öteden beri kenevir yetiştiriciliği ile ünlenmiş bir ilimizdir (Gürel ve ark. 2000). Ne yazık ki, son 10 yıldır Kastamonu da kenevir tarımı yapılmamaktadır. Kenevir her yönüyle değerlendirilebilen bir bitkidir. Odun ve kömür sıkıntısı çekilen yerlerde lif üretimi için lifleri alınmış odunsu kısımları yakacak olarak da kullanılırlar. Saplarda yüksek oranda K ve P bulunması nedeniyle küllerinin gübre olarak değeri yüksektir (Turan, 2000). Lif bitkileri, tekstil sanayinin hammadde kaynağıdır. Bunun yanında ülkemizin lif bitkileri aynı zamanda önemli bir bitkisel yağ, hayvan yemi hammaddesi ve selüloz kaynağıdır.

Ülkemizde, ana lif bitkisi olarak pamuk üretimi yapılmaktadır. Türkiye’de pamuk lifi üretimi, tüketimi karşılayamamaktadır. Dolayısıyla, tekstil sektörünün ihtiyaç duyduğu hammaddenin önemli bir bölümü ithalatla karşılanmaktadır. Üretimimizin tüketimi karşılayabilmesi için var olan sorunların çözülmesi gerekmektedir. Öncelikle, pamuk ekim alanlarını ve verimi arttırmak gerekmektedir. Pamuk tarımını teşvik etmek için uygulanan fiyat politikalarının yanında, verimi arttırıcı ve maliyeti düşürücü uygulamaların da önemi büyüktür. Pamuk yanında diğer bazı lif bitkilerinin de üretiminin artırılması gerekir (Mert ve Çopur, 2010). Pamuğun yetiştirilme olanağının bulunmadığı alanlarda yetiştirilebilecek en önemli lif bitkilerinden biri de kenevirdir. Karadeniz Bölgesi ekolojisinde lif amaçlı olarak başarılı bir şekilde yetiştirilebilen (Turan, 2000), uzun, kaliteli ve dayanıklı lifi ile tekstil sanayisine alternatif bir elyaf kaynağı oluşturabilecek potansiyele sahip olması bitkinin önemini artırmaktadır.

Ülkemizde kenevirden ince ve dayanıklı özellikteki sigara kağıdı yapılmaktadır (Gürel ve ark. 2000; Turan, 2000). Ancak, bu fabrika artık çalışmamaktadır. Fransa’da kenevir lifleri önceleri kumaş yapımında kullanılmıştır. Günümüzde ise kenevir lifleri, daha çok katma değer kazanan banknot, sigara kağıdı ve sıcak suya dayanıklı olduğu için sallama çay poşeti yapımında kullanılmaktadır (Anonymous, 1999). Kenevir lifleri çok dayanıklıdır. Bol lif veren kenevirden en çok kınnap, urgan, çuval ve telis yapılır. Karadeniz yöresinde özel üretilen kenevir liflerinden turistik değeri bulunan hediyelik dokumalar yapılmaktadır (Gürel ve ark. 2000). Bu dokumalar yöresel olarak, “Rize Bezi ve Trabzon Forodikosu” adıyla tanımlanan giyim ve hediyelik eşya yapımında yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Kenevir doğal olarak THC içerir ve dioceik bitkidir (Hall ve ark, 2012). Ülkemizde üreticinin üretim yaptığı popülasyonlar da dioceiktir. Her dioceik dişi bitki uygun bir döner erkek bitkiden toz aldığı zaman hibrit tohum meydana getirir (Salentijna vd, 2015). Kenevir gün uzunluğu ve sıcaklık gibi çevre koşullarına çok duyarlı bir bitkidir. Değişen çevre koşullarına göre farklı gelişim şekli ve tepki gösterir. Bu nedenden dolayı, kenevirden yararlanma beklentisine göre; farklı ortam ve koşullar altında yetiştirmek suretiyle beklenen fayda sağlanmaktadır (Salentijna vd, 2015). Sık yetiştirilen kenevirlerde (lif amaçlı) THC oranı düşük kalırken seyrek yetiştirilen, gün ışığını fazla alan, hatta ilave ışık kaynağı altında yetiştirilen aynı kenevir genotipinden birkaç misli fazla oranda THC alınabilmektedir. Bütün kenevir alt türleri bir birleriyle kolayca melezlenip fertil döller verebilmektedirler. Kenevir üzerine yapılan araştırmalar, yetiştirme tekniği, tekstil sektörü ve çeşit ıslahı konularında yoğunlaşmaktadır. Bu güne kadar, Avrupada tescil edilen 51 kenevir çeşidinin yarıya yakını son 10 yılda gerçekleştirilmiştir (Salentijna vd, 2015). Tescil edilen çeşitlerin çoğunluğu monoceik (hermafrodit) çeşitlerdir. Bunun yanında, dioceik çeşitler de geliştirilmiştir. Geliştirilen çeşitlerin çoğu düşük oranda THC içeren endüstriyel tip kenevirlerdir. Endüstriyel tip kenevirlerde THC oranının üst sınırı Kanada için % 0.3, Avrupa Birliği için % 0.2 olması gereklidir (Holoborodko ve ark, 2014; Sawler ve ark., 2015). Düşük THC oranına sahip çeşitlerin kullanılması sonucunda; Avrupa ve Amerika (özellikle Kanada) kıtalarında kenevir tarımı yapılan alanlar artmaya başlamıştır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 29 Eylül 2016 tarih 29842 sayı ile Resmi Gazete ’de yayınlanan “Kenevir Yetiştiriciliği ve Kontrolü Hakkındaki Yönetmeliğin 13. maddesinde “….izinli kenevir üretiminde eğitim ve yayım çalışmaları ile tetrahydrocannabinol (THC) maddesi düşük kenevir çeşitleri kullanılarak uygun tekniklerle üretimin yapılmasını sağlamaktır…” ibaresi geçmektedir (Anon., 2017). Yönetmeliğin ilgili maddesine dayanak ülkemizde kenevir tarımı düşük THC oranına sahip olan çeşitler ile yapılması gerekliği söylenebilir. Hali hazırda tescil edilmiş kenevir çeşidimiz yoktur. Bu nedenle, düşük THC içeriğine sahip yerli çeşitler tescil edilene kadar ithal çeşitler ile üretime devam etmemiz zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

Avustralya’da yapılan bir çalışmaya göre, en yüksek lif verimi 300 bitki/m2 bitki sıklığından elde edildiği belirlenmiştir. Bu çalışmada, bitki sıklığının artması ile yabancı ot popülasyonunu baskılandığı ve kenevir bitkilerinin boylarında azalma olduğu, düşük yoğunluktaki bitkilerin sap kalınlıklarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (Hall ve ark., 2014). Jankauskiene ve ark. (2016) ise dekara 7 kg veya 4.5 kg tohumluk kullanmanın bitki boyunu istatistiki anlamda değiştirmediğini, sıklık arttıkça teknik sap uzunluğunda artış görüldüğünü rapor etmişlerdir.

Jankauskiene ve Gruzdeviene (2010) Litvanya’da 5 çeşit ile yaptıkları adaptasyon çalışmasında, USO 31 çeşidinin erkenci olduğunu, dekara 477 kg biomas verimi verdiği belirlemişlerdir. Aynı araştırıcıların yapmış oldukları bir başka çalışmada; bitki sıklığının artması durumunda biomas veriminin de istatistiki anlamda bir artış olduğunu bildirmektedirler (Jankauskiene ve Gruzdeviene, 2015).

Baltina ve Zamuska (2010), kenevirde geç yapılan hasatlardan elde edilen elyafların özellikle inceliği, esnekliği ve yumuşaklığı konusunda kalitenin azaldığını bildirmektedirler. Liu ve ark. (2015) ise; tohum olum zamanı yapılan hasatlarda lignin birikiminin fazla olmasında dolayı liflerin ayrıştırılması işleminin çiçeklenme zamanında yapılan hasatlardan daha zor olduğunu tespit etmişlerdir. Araştırıcılar, lif amaçlı hasadın, daha kaliteli liflerin elde edilebileceği, çiçeklenme başlangıcında yapılmasını önermişlerdir.

Aytaç ve ark. (2017), Kaliteli elyaf ve yüksek verim, uygun bitki yoğunluğu ile elde edilebildiğini, toprağın türüne, toprak verimliliğine ve çeşitlerine bağlı olarak metrekare başına 250 ila 400 canlı tohumun ekilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Kolarikova ve ark. (2013), iki kenevir çeşidi ile yapmış oldukları çalışmada, kenevir saplarından elde edilen biriketlerin enerji değerlerinin 148.8-151.8 GJ·t-1 arasında değiştiğini, enerji veriminin enerji girdisine oranının ise 7.1-7.2 arasında olduğunu belirlemişlerdir. Araştırıcılar, kenevirin iyi bir enerji bitkisi olduğunu ifade etmişlerdir.